4 Eylül 2012 Salı

Kitab-ul Hiyel

"arapcada "noktasiz" ha ile yazilan tahayyul becerikli olmak, maharet gostermek, hiyle yapmak, hiyel ilmiyle ugrasmak, hiylekar ve hiyelkar olmak gibi anlamlara geliyordu. "noktali"  ile yazilan tahayyul ise hayal etmek, imgelemek anlamina geliyordu. sonucta, hiyelkar da hayalkar da tahayyul ediyordu. gelgelelim, adina ilim denen, yoklugu gozleri kor eden, belki de karacahillerin gormek maksadiyle buyuttukleri o nokta, onlardan sadece birinin tahayyulunde vardi. hiyelkar sayisiz hiylelerle tabiatin kuvvetlerini tuzaga dusurup esir etmenin yolunu ararken, hayalkar, butun dunyayi gozundeki o noktayla goruyor, kainatin kendisinin gerceklesmis bir hayal olduguna, bu hayali ornek alip yeni yeni hayaller yaratmak gerektigine, cunku onu mutlu eden seyin sanayi ya da teknoloji degil, hulkiyyat ya da kreatoloji olduguna inaniyordu."

Hz. Ali'nin  "ilim bir nokta idi cahiller onu çoğalttılar"  sozunu konu alan 2. muhtesem Ihsan Oktay Anar kitabi. 

Coktandir kitap yorumlarima yer vermiyordum blogumda, halbuki bu arada beni etkileyen bir cok kitap okudum ama bloga yazmaya elim bir turlu gitmiyordu, ta ki Kitab-ul Hiyel'e kadar. Sanki bu kitap hakkinda bir kac kelime etmezsem Uzun Ihsan'a ve bu harika kitaba haksizlik edicekmisim gibi hissediyorum. Kendimide bir hayalci olarak gordugume gore, hayali hiyelden, hayalciyi hiyelkardan onde tutan bu kitap, yazacagim ve yazamayacagim tum methiyeleri hakediyor.

Ihsan Oktay'in onlarca osmanlica ve farsca sozcuge ragmen, hatta onlarla daha bir leziz olan, akici uslubundan, yerinde ve kivamindaki mizahindan, altyapisindaki bir cok gonderme ve meteforlarla zenginlestirilmis saglam kurgusundan baska beni en cok etkileyen; asil anlatmak istedigini kitabin her bir kosesine nakis isler gibi islemesi ve kitabin sonunda  bu islediklerini, bir gizemi, bir bulmacayi cozer gibi okuyucusunun kesfetmesini saglamasiydi. 


Kitapta uc hiyelkar anlatiliyor. Ilk iki karakter Yafes Celebi ve onun ciragi Calud'u, iktidar hirsiyla tabiatin kuvvetlerine hukmetme tutkusu hiyelkarliga yoneltiyor ve bu ugurda deger verdikleri herseyi canlarini bile feda ediyorlar. Ucuncu hiyelkar Uzeyir ise Calud'un ciragidir. Calud tarafindan beyni yikanip, dis dunyadan soyutlanarak, insanlardan korkutularak buyutulur ve kendi icatlarini gerceklestirmesi icin, Calud senelerce tum bildiklerini Uzeyir'e aktarir, onu yetistirir. Ancak Uzeyir, degersiz metalleri altina ceviren bir simyaci gibi hiyeli hayale cevirir. 

Yafes Celebi ve Calud'un icatlarinin cizimleride mevcut kitapta. Ihsan Oktay Anar'in yaptigi bu cizimler kitabin bir diger guzel ayrintilarindan. Cizimler oldukca ayrintili ve cok ilgi cekici.

Ihsan Oktay kafasinin ustundeki noktadan dunyayi cok iyi gorebilen bir yazar. Tam bir hayalci ve ben onun hayallarini okumayi cok seviyorum, bana ilham veriyor.

Einstein'in dedigi gibi"dünyayı hayal gücü döndürür."

Mutlaka okuyun :)

                                   .

"ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? o, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. icad ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. sen onların kollarını uzattın. oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?"

"...ve yoldan eşeğiyle geçen bir sakayı durdurup eline iki metelik sıkıştırdı. adama, maksemden eve derhal su getirmesini istedi. çünkü davud'a atacağı köteğe bir sınır koymak istemişti."

"nihayet günün birinde hayatında ilk kez gökyüzüne bakmayı akıl etti. çünkü aradığı şey aslında onun tam tepesindeydi. önce bir yıldız gördüğünü sandı. oysa bu sadece bir noktaydı. böylece aslında kör olmadığını ve her şeyi gördüğünü anladı. çünkü gördüğü noktanın olmaması,bütün gözlerin kör olması demekti"

bilgi: arapçada göz ve kör harflerinin yazılışı sadece bir noktayla ayrılıyor.


"...sonuç olarak realist romanlar, yazarlarının suratları kadar tekdüze, şaşırtıcılıktan yoksun ve aslında gerçekdışı şeylerin anlatıldığı kitaplardı. çünkü bir mucize olan gerçeğin kendisi şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı iken, aynı gerçeği anlatan bir realistin romanındaki hemen her şeyin bu kadar tek düze, bu kadar aşina ve bu kadar alışılmış olması nasıl açıklanabilirdi...."

1 yorum:

Döndü Pelit dedi ki...

En kısa zamanda okuyacagim cok merak ettim:)